Kosova'nın mevcut enerji üretim altyapısı, ağırlıklı olarak kömüre (linyite) dayalı olarak çalışan Kosova A ve Kosova B Termik Santrallerine dayanmaktadır. Ucuz yerel linyit rezervleri ülkenin enerji bağımsızlığına katkı sağlasa da, bu santrallerin yarattığı çevresel ayak izi hem su kaynakları hem de hava kalitesi üzerinde ciddi bir yük oluşturmaktadır. Kosova İstatistik Ajansı (ASK) tarafından yayınlanan sektörel çevre verileri, enerji üretiminin yarattığı çevresel maliyeti şeffaf bir biçimde ortaya koymakta ve ülkedeki "yeşil enerji dönüşümünün" aciliyetini doğrulamaktadır.
u Tüketimi (2021-2023) Termik santrallerin elektrik üretebilmesi için devasa miktarlarda soğutma suyuna ve endüstriyel suya ihtiyaç vardır. Ibër Lepenci su tedarik sistemi verilerine göre, T.C. Kosova B santrali 2022 yılında 16.7 milyon metreküp, 2023 yılında ise 14.2 milyon metreküp su tüketmiştir . T.C. Kosova A santralinin kullanımı ise yıllık ortalama 3.1 ile 3.5 milyon metreküp bandındadır . Bu durum, ülkenin en kıymetli tatlı su havzalarının önemli bir kapasitesinin sadece elektrik üretimi için tahsis edildiğini göstermektedir.
i Termik santrallerdeki spesifik su kullanım amaçlarına bakıldığında, 2020 yılında 15.29 milyon metreküp, 2021 yılında ise 14.45 milyon metreküp suyun doğrudan "soğutma suyu" (cooling water) olarak kullanıldığı görülmektedir . Santral sistemlerinden deşarj edilen atıksu miktarı ise geçmiş yıllarda yıllık 12 milyon metreküpe kadar ulaşmıştır . Enerji Sektörünün Karbon (CO2) Emisyon Yükü Santrallerin yarattığı ikinci ve en büyük çevresel etki ise hava kalitesi ve sera gazı emisyonlarıdır. NACE D (Elektrik ve Gaz Tedariki) sektörü, 2021 verilerine göre 6.489 Gigagram (Gg) Karbondioksit (CO2) salınımı ile Kosova'nın ulusal karbon ayak izinin yaklaşık %77'sini tek başına oluşturmaktadır . (Kosova Investment Editoryal Yorumu:) Termik santrallerin yarattığı bu yüksek su tüketimi ve devasa karbon emisyonu, uluslararası standartlara (ESG) uymayı hedefleyen Kosova hükümeti için yenilenebilir enerji yatırımlarını birinci öncelik haline getirmiştir. Güneş Enerjisi Santralleri (GES) ve Rüzgar Enerjisi (RES) yatırımları planlayan yabancı şirketler; hem devletin sunduğu alım garantilerinden (Feed-in-Tariff) veya ihalelerden yararlanabilir hem de ülkenin AB Yeşil Mutabakatı'na entegrasyon sürecinde kilit bir rol üstlenebilir. Kömüre dayalı sistemin sürdürülemezliği, yeşil enerji pazarındaki geniş büyüme boşluğunun en büyük garantisidir. Veri tek başına yatırım kararı için yeterli değildir; enerji lisans süreçleri, arazi tahsis kuralları ve şebeke bağlantı regülasyonları ayrıca hukuki olarak incelenmelidir.
